EĞİTİMCİ BERNA OCAKCIOĞLU

EĞİTİMCİ BERNA OCAKCIOĞLU

Modern zamanın ilkel hastalığı şiddet!

A+A-

Tüm dünya Covid 19 ile mücadele için bir anda nasıl seferber oldu, ülkemizde de bu konu ile ciddi ve nitelikli bir mücadele veriliyor.

Gurur verici gelişmelerle hepimiz mutlu oluyoruz.

Dünyada ve ülkemizde uzun zamandır bir salgın gibi yayılan üstelik aşısı, ilacı olmayan bir hastalık daha var hatta Mayıs ayında yayınlanan kitabıma da “Modern Zamanın İlkel Hastalığı ŞİDDET” adını verdim bu nedenle…

Hepimiz umut ediyor ve biliyoruz ki bir süre sonra COVCİD 19’ un ilacı ya da aşısı bulunacak ve insanlar bu virüs nedeni ile can vermeyecekler. 

Peki ya ŞİDDET salgını, onun aldığı canlar? 

Ülkemiz ve dünya bu salgının pençesinden ne zaman kurtulacak ne zaman kadın cinayetleri son bulacak? 

Kadın cinayeti dedim özellikle çünkü kadına şiddet bir can daha aldı; Gamze PALA duygularına karşılık vermediği biri tarafından önce kurşunlandı isabet etmeyince de bıçaklanarak canice hayattan koparıldı.

Kadına yönelen şiddet toplumumuzun en sağlam ve güçlü olması gereken yapısı aileyi hasta ediyor ve sağlıklı bireylerin yetişmesine engel oluyor. 

Çocuklar meseleleri ya şiddet yoluyla çözmeyi öğreniyor ya da her vesile ile sözlü veya fiziksel şiddetle karşılaşıp çaresizleşiyor. 

Kontrolsüz öfke, şiddet yoluyla istediğini dayatmak öğrenilen bir tutum ve bu çok tehlikeli sonuçlara yol açıyor. 

Bunu öğrenerek büyüyen bireyler istediklerini elde edemeyince kontrolden çıkıyor; kimi sınavda kopya çekmesine izin vermeyen hocasını öldürüyor, kimi cinsel heveslerine karşılık vermeyen bir genç kızı, kimi sevgisine karşılık vermeyen bir kadını, kimi karısını, kimi trafikte yol vermeyen bir başka sürücüyü…

Aileyi ve toplumu şiddetten arındırmada en son din ve hak din olan İslam’a dinimizde bakalım: “Allah’ın varlığının belgelerinden biri de kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesidir” (Rum 21) ayetinde eş tanımlanırken bir tahakküm kurma, mülk edinme ifadesi kullanılmamış tersine eş olma, sevgi, merhamet ve karşılıklı huzur bulma kelimeleri ile ifade edilmiştir. 

Peygamberimizin eşi tanımlarken kullandığı emanet kavramı da aynı şekilde bir mülk edinmeye, tahakküme değil, can yoldaşlığına şefkate işaret eder. 

Emanet burada karşılıklı sahiplenme duygusuna işaret eder, sahiplenmeden kasıt tüketme, örseleme değil güzel bir mütekabiliyettir.

Bu kavram sahip olma, üzerinde her türlü tasarruf yetkisine haiz olma gibi bir hoyratlıkla zinhar karıştırılmamalıdır.

Kadına şiddetin karşısında en büyük duruş, kadına yaklaşımın en güzel örneği Hz. Muhammed (s.a.v)’ dir.

Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir toplumda “Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı iyi davrananlarınızdır” demiştir. ( Berna Ocakcıoğlu, Modern Zamanın İlkel Hastalığı Şiddet, s.80) “Kadınlara ancak kerim olanlar(değerli olanlar) değer verirler, ikrâm ederler; onlara kötülük edenler ise leim (kötü) kişilerdir (İbn Mâce) derken de Peygamber efendimiz (s.a.v) insanlığa ve erkeklere kadınlara nasıl davranmaları gerektiğini öğütlemiştir.

Bu nedenle kadına şiddet meselesine, kadın cinayetleri meselesine Müslümanım diyen herkesin en büyük tepkiyi göstermesi gerekir. 

Çünkü gerek Peygamber efendimizin hadislerle işareti ve gerekse İslâm dini, ahlâkı gereği kadına en temel en insanî haklarını teslim etmeyi gerektirir. 

Bizim dinimizde ve kadîm kültürümüzde kadının varlığını sadece cinsel kimliği ile sınırlandıran bir anlayış yoktur.

Şiddet ve cinayeti makul görecek sebepler aramak yok efendim dırdır etmiş, ağır konuşmuş, hakaret etmiş vb. Tutumunun cevabını da yine Peygamberimizin yaklaşımında ve uygulamasında görüyoruz; Kocası tarafından dövülüp kolu kırılan Cemile binti Abdullah’ı kocasını şikâyet etmesi üzerine Peygamberimiz baba evine göndermiş, şiddetin sebebini bile sormadan boşanmasını emretmiştir.

Şayet Peygamberimiz şiddetin sebebini önemseseydi pek tabi nice gerekçeler öne sürerdi ve olur böyle şeyler tarzında yaklaşır, tekrar koca evine yollardı.


 

Toplum olarak kadına bakışımız değişmediği sürece, anneler, aileler vicdanlı insan yetiştirmediği sürece, toplumun ve onu meydana getiren ailenin ahlâk, vicdan, şefkat, merhamet damarı beslenmediği sürece, sevginin elde etmek, elde ettikten sonra edinilmiş malı gibi görmek olmadığı her cefâya reva görmek, zorbalığa, küfre, dayağa, şiddete bile gık çıkarmayacak bir eşya gibi görmek olmadığı, sevmenin cahiliye devri ruhuyla karşılık bulamayınca ya benimsin ya toprağın mantığıyla öldürmek olmadığı anlatılmadıkça, öğretilmedikçe, önce dilimizden sonra davranışlarımızdan, yaşamımızın her alanından kabalığı, şiddeti söküp atmadıkça, bir insanı öldürmek hakkını kendinde gören cânilere ağır cezalar vermedikçe daha çok kurban veririz.

Bir kadın kocasından, bir çocuk annesinden, babasından, okulda bir çocuk kendinden güçlü bir akranından, öğretmeninden şiddet gördüğünde olur böyle şeyler diyerek normalleştirdikçe. Hele ki kadın kocası tarafından şiddet gördüğünde her ne sebeple olursa olsun “kocasıdır döver de sever de” “kol kırılır yen içinde kalır” “kadın dayak da yese dizini kırar evinde oturur” “kim bilir ne yaptı da dayak yedi” cümlelerini ve tezviratını hayatımızdan çıkarmadığımız sürece şiddet yapan palazlanır, her defasında daha ağırını yapar, mağdurların ve hatta cinayete kurban gidenlerin sayısı artar.

Şiddet eğilimli bireyler kendilerini çocukluktan itibaren oyunlarıyla, hayvanlara ve diğer canlılara, arkadaşlarına, okulda alt sınıflara ve güçsüzlere yaklaşımlarıyla belli ederler. 

Bu davranışları erken dönemden itibaren rehabilite veya tedavi edilirse kalıp davranış olarak yerleşmeyecek ve kötü sonuçlar ortaya çıkmayacaktir. 

Bu davranışları çocuklarda gördüğümüzde görmezden gelmeyelim, hafife almayalım. İnsanın anayurdu çocukluğudur, o yurdun mimarı verimli ya da çorak kılanı ise anne-babasıdır.

Çocukluk döneminde bireyler sevgi ve şefkâtle beslenirse, merhamet, vicdan ve ahlaken evde, çevrede ve okulda beslenirse sağlıklı ve müşfik yetişkinler olacaktır. 

Kötü anavatanda büyüyen çocuklar verimsiz topraklara atılan, susuz, güneşsiz kalan tohumlar gibi solar.

Toplumda şiddet, zorbalık, cinayet, bağımlılık, eş cinsellik, suça yönelim davranışları gösteren bireyler bu verimsiz anayurtta yetişenlerdir. ( Berna Ocakcıoğlu, Modern Zamanın İlkel Hastalığı Şiddet, s. 58)

Canlara mal olan Covid 19 salgını ne kadar tehlikeli ise şiddet özellikle de aile içi şiddet o denli tehlikelidir. 

Çünkü kadına yönelen şiddet toplumumuzun en sağlam ve güçlü olması gereken yapısı aileyi hasta ediyor ve sağlıklı bireylerin yetişmesine engel oluyor.

Sözlü, fiziki ya da psikolojik aile içi şiddete tanıklık eden, maruz kalan çocuklar meseleleri ya şiddet yoluyla çözmeyi öğreniyor ya da her vesile ile sözlü veya fiziksel şiddetle karşılaşıp çaresizleşiyorlar. 

Üstelik kontrolsüz öfke, şiddet yoluyla istediğini dayatmak öğrenilen bir tutum ve bu çok tehlikeli sonuçlara yol açıyor. 

Bu nedenle nasıl Covid 19 virüsü ile devlet–vatandaş tüm toplum elbirliği ile gönül gönüle mücadele veriyorsak şiddetle özellikle aile içi şiddetle mücadelede de bu şekilde hem yasal hem seferberlik düzeyinde mücadele etmemiz gerekiyor.

Zira mevzu bahis olan toplumun geleceği olan çocuklarımızın yetiştiği ailenin sağlığı…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.