CEMAL TOPTANCI

CEMAL TOPTANCI

Kürdler üzerinden siyaset, ülkeyi bölme projesidir! -2-

A+A-

Nüfustaki ismi Mustafa İsmet olan İsmet İnönü, Bitlis ili merkeze bağlı ve o zamanlar bütünüyle bir Ermeni köyü olan ve eski ismiyle Hahrif olarak anılan, şimdiki Küllüce köyündendir.

Alpaslan Türkeş, 1997’de Kanal 6’daki bir röportajında “Bitlisli Ermeni” olduğunu söylediği İsmet’in dedesi, bu ermeni köyüne şimdiki Ermenilere ait özerk Dağlık Karabağ Cumhuriyetinin bir ili olan Laçin’den geldiklerini anlatır.

Büyükbabası Bitlis merkeze geldiklerinde, Kızılmecit Mahallesi’ne yerleşirler.

Mustafa Kemal’in ölümünden sonra İsmet İnönü’nün millî şefliği döneminde, mahallenin adı değiştirilir ve İnönü Mahallesi yapılır.

Babası, Osmanlı ordusunda hukukçu bir zabıtandır.

Gerek bir zamanlar Celal Talabani’nin İnönü için “Kürd” demesi, gerekse Şevket Süreyya’nın İkinci Adam diye yazdığı eserinde iddia ettiği gibi, bir Türkmen ailesi olan Kürümoğullarından da değildir.

Babasının Malatya’ya sürgünü üzerine, aile Malatya’ya yerleşir.

Babasının burada tanıştığı ve aslen Rumeli tarafından evlenmiş, bir mesai arkadaşının baldızıyla evlenir.

Babasının bacanağı aslen İzmirli’dir. Bu tanışmanın akabinde aile Malatya’dan ayrılarak İzmir’e yerleşmiştir.

Yani kısaca ve özet olarak, İsmet İnönü İzmir’de doğar.

Ailesinin kökleri hakkında bir profesör olan oğlu Erdal İnönü bile, Talabani’nin

‘‘İnönü Kürd’dür.’’ demesi üzerine, 13 Haziran 1991’de Habertürk gazetesine verdiği bir demeçte şunları söyler:

“Daha önce böyle şeyler oldu. Bilmiyorum nereden çıkarıyorlar. Babamın hatıralarından yazan, babamın dedesinin Siirtli Kürümoğulları ailesindendir.

Daha sonra Malatya’ya yerleşmişlerdir. Sayın Talabani tanınmış bir insanla ilişki kurmaya çalışıyor. Babamın ceddini araştırıp oradan birşey çıkarmak imkânsız.

Bütün insanlarımız eşittir. Böyle şeyler söylenmesini hoş karşılamıyorum.

Babam böyle bir şeyi duysa gülüp geçerdi.” Ne var ki bu sözler, aileyi Bitlis’e değil, âdeta Bitlis’ten kaçırarak ve bu kez Siirt’e bağlayarak işi büsbütün karıştırmış olur..

Dr. Rıza Nur’un yazdıklarına bakılınca, Malatya’da İnönü ailesi “Haçikler” diye anılır ve tanınır.

Bilindiği gibi “Haçik” kelimesi Kürdçe ve Ermeniler için kullanılan ve hatta Ermenilerin kendilerine verdikleri ad olarak hâlâ bilinir.

Malatyalıların İnönü ailesini Ermeni olarak anmalarını, bir Ermeni olan tarihçi Pars Tuğlacıyan da İnönü’nün babasının ve soyunun vaftiz kütüklerini araştırıp ortaya çıkartmayı tavsiye eder..

Kürd siyasetine ve pratiklerine bakmadan önce, İsmet İnönü’nün edindiğimiz bilgiler doğrultusunda kim olduğu ve nasıl bir aileden geldiği de bu ülke insanları için hep merak konusu olmuştur.

Bu bağlamda İsmet İnönü’nün “muhtediliği”nin yani samimi olarak Müslümanlığı kabul etmesinin meşkûk (şüpheli) olduğunu, siyasi hayatında bir kere bile “Allah” dememesinden anlaşılır.

Burada dile getirmek amacında olduğumuz şey, İsmet İnönü’nün inanç durumuyla ilgili karmaşık durumu aydınlatmak içindir; yoksa Ermeni bir aileden gelmesi asla bir kusur veya kınanacak bir durum değildir.

Hatta bunları gündeme getirdiğim içinde bu vatanın gerçek milli ve yerli ruha sahip Ermeni vatandaşlarımızdan da özür diliyorum onları tenzih ediyorum.

Özellikle buna açıklık getirmek mecburiyetindeyim.

Meseleyi bu şekilde özetledikten sonra şimdi bakalım İsmet Paşa ve Müslüman Kürdlere yaşattıklarına.

1925 yılında Şeyh Said kıyamına katılmayanlar hakkında ŞARK İSLAHAT RAPORUNDA (önceki yazımızda anlatmıştık) onlara karışılmayacak denildiği halde Ağrı’dan Adıyaman’a kadar neredeyse kalabalık aşiret reislerinin aileleri, şeyhleri, Osmanlı döneminin sancak beyliklerini temsil eden bütün aileler, Anadolu’nun Çukurovası’ndan başlayarak Ege, Marmara ve iç Anadolu şehirlerine aileler parçalanarak sürgün edilirler.

Yaşatılan bu sıkıntıların ve haksız tasarrufun beraberinde getirdiği zulümler bu kez isyana dönüşür ve o isyanda lokal olarak Van ilinin Erciş ilçesi mücavirindeki Zilan’da başlar.

İsyan nedeniyle mezkur mahaldeki Müslüman Kürdler resmi kayıtlara göre 15 bin, Kürd yazar ve tarihçi Hasan Serdi’ye göre 43 bin Rus devlet arşivlerindeki rakamlara göre de 53 bin Müslüman Kürd çocuk-kadın-yaşlı ayırımı yapılmadan CHP hükümeti tarafından verilen emirle günlerce elleri bağlı bir şekilde taranarak öldürülür.

İsmet İnönü, TBMM’de Mart 1925 tarihinde yaptığı konuşmada bütün Kürdler İsyan halindedirler bana yetki verin. Diyarbekir ve Bitlis’teki meydanlarındaki asmalardan sonra, ben onları ASARIM, KESERİM, SÜRERİM dediğini Zilan deresinde icra eder ve burada Reşo Silo ile karısı Zeyno’nun kafaları kesilerek süngülere takılır.

Katliamın bitişinden sonra da İsmet İnönü bölgeyi teftiş amacıyla ziyaret eder.

Tarih 1935 yılıdır. Zilan katliamından sonra İsmet İnönü’nün bölgeye gelip Erciş’i gezdiği sırada aldığı notlardan yola çıkarak Müslüman Kürdler ve bölge hakkında hazırladığı bir raporla durum tespiti yapılır.

İsmet İnönü döneminin bu raporunda; Müslüman Kürdlerle ile ilgili çözüm olarak sunduklarına baktığımızda, Kürdlerin Türklük içinde eritilmeye yönelik bir sosyal ulusçuluk politikasını içerdiğini görürüz.

İnönü’nün aslında ulusçuluk potasında eritmek istediği, Kürdlerin İslami duruşlarıdır.

Zira aynı coğrafyada yaşayan Müslüman Kürdlerle barışık olmadıkları gayrimüslim Ermenler’in tarihsel kan düşmanlıkları unutulmamalıdır.

Buna bahane olarak şoven ulusçuluğu maske eder.

Tümüyle bir devletçi politika olmasına rağmen, Türkiye tarihinde ilk kez Kürdler içinde diğer azınlıklara nasıl ki bir mesele olarak değil de entegrâsyon gerekli görülmüşse, kısaca aynı şekilde bakılmış olduğunu söyleyebiliriz.

Bu nedenle İsmet İnönü dönemi, entegrâsyon için sosyal ve kültürel asimilasyona çanak tutma dönemidir, diyebiliriz.

İnönü döneminde, çeşitli kalkışmalarla anılan yerleşim yerlerine yönelik önerilen politikalarla, mesela Doğubeyazıt, Mutki ve Hizan halkının nispeten daha karışık olan yerleşim yerlerine yönelik politikaların farklılaştığı görülür..

Sözkonusu raporda İnönü’den önerilere bakalım şimdi. “Mesela Erzincan’ın boş köylerine Dersimlilerin yerleştirildiğini görmekteyiz.

Erzincan’ın Kürd merkezi olmasıyla asıl korkunç Kürdistan’ın meydana gelmesinden kaygılanmalıyız.” ifadesi, hemen akabinde rapordaki, “Ağrı hükümete yakın bir Kürd şehridir. Halk Türklüğe hevesli ve itaatkârdır.

Van’ın halkı derlemedir. Doğu’da Cumhuriyet’in önemli bir temeli olacaktır. Mardin’de (merkezinde) hemen hiç Kürd yoktur. İyi olan merkez ve Midyat gibi yerlerin Türklüğe hevesli olmalarıdır.

Diyarbekir, kuvvetli bir Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır. Halkevi faaliyeti hevesli ve çok geliştirilebilir.”

İfadeleri oldukça ilginçtir.

İnönü hedefleri ve arzusu, Kürd meselesini bir mesele olmaktan çıkartmaktan çok sosyal ve kültürel politikalar yoluyla seküler ulus devlet bütünlüğünü bu yolla hayata geçirmek olmuştur.

Bu konu ile ilgili yine CHP döneminin icraatlarını burada zikredecek olursak, elbette ki ilk kırılma sebebiyet veren, o zamanlar için “Kürd Sorunu” kavramına uygun düşen ve İsmet İnönü hükümetince yürürlüğe giren Şark Islahat Planı olduğunu dile getirmiştik.

Şunu da asla unutmamalı ki; geçmişten günümüze taşınan ülke sorunlarının temelinde yatan nedenlerin, tek parti döneminde yani İsmet İnönü döneminde hayata geçtiğini hatırlatmak isteriz.

Burada Türk-Kürd, Sünni-Alevi ayırımı yapılmaz. Ne yazık ki tek partili dönemde zulüm her ırk ve her inanca yönelik yapılır.

Yarın: SÜRGÜNLER ve YAŞATILAN ACILAR

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.