CEMAL TOPTANCI

CEMAL TOPTANCI

Dünden bugüne Türkiye siyasetinde CHP ve Kürtler! -1

A+A-

İki gün önce sosyal medyada milletvekili olduğunu gördüğüm ve ismini ilk kez duyduğum, HDP’li İmam Taşçıer’in, paylaştığı ve aşağıda aynen aktardığım şu ifadelerini, bir Diyarbekir’li olarak biz Kürtlere gerçekleri göz ardı etme amaçlı, algı stratejisine oldukça üzüldüm. 


“AKP döneminde Kürt olmak; 
Anadil ile eğitim yasak! 
Kürtçe şarkı yasak! 
Kürtçe Tiyatro yasak! 
Kürtlerin siyaset yapması yasak!..”

Kafam karıştı neden böyle bir paylaşım yapmıştı İmam Bey? 

Biz Türkiyeli Kürtlerin özellikle son yüzyıllık tarihini bilmeden, nasıl halkına karşı sorumluluk ifade eden bir milletvekili olmuştur, diye? 

Ağırlıklı olarak Kürtçe dilimiz üzerinde yapmış olduğu açıklama konusunda, halkımla paylaşmak istediğim gerçekleri yazmam gerektiği kanaatine vardım. 

Evet dilimiz Kürtçenin yaşadığımız bu topraklarda neden problem haline getirildiğine dair biri geçmişte biri de orta tarihte yaşanılan binlerce hatıralardan sadece iki hatıra ile yetinelim. 

İlki zamanın devlet görevlisi birinin hatıratından olsun, tarih 1925 tek partili CHP yönetiminin başta olduğu zamandır. 

Bu zamana ait kurulmuş İstiklal Mahkemelerinin Baş Savcısı Ahmet Süreyya Örgeevren anlatıyor, aynen aktarıyorum.

Şimdilerde Kandil baronları Cemil Bayık ve Mustafa Karasu’nun Türkiyeli Kürt seçmene CHP’ye oy verin diye çağrılarda bulunduklarını unutmadan 

Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına…

Akıl tutulması yöntemlerin tahrip ettiği, değer yargılarının çiğnendiği, insanlık onurunun yok sayıldığı despotik zamanların günümüze taşıdığı; ancak inançsız ve köle zihniyeti temsil eden ayrılıkçı kadroların bu toprakların yüreğine hançer misali sapladığı hadiselerdir anlattıklarımız.

1925 yılında Şeyh Said Kıyamı’ndan sonra Diyarbekir’de kurulan İstiklal Mahkemesi, bilindiği üzere verdiği seri idam kararlarıyla ünlüdür. Bu kararlardan dünya mahkemeleri tarihine geçmiş bir kararı burada analım.

Bu kararın hikâyesini, bu mahkemede başsavcı olarak görev yapan Ahmet Süreyya, 1957 yılında Dünya gazetesinde bir tefrika hâlinde o günlere dair yayımlattığı anılarında aktarır. Tefrika daha sonraki yıllarda, “Şeyh Sait İsyanı ve İstiklal Mahkemesi: Vesikalar, Olaylar, Hatıralar” adıyla kitap olarak da yayımlanmıştır.

Başsavcı Ahmet Süreyya, anılarında oldukça ilginç ve o denli de insanları ağlatan yaşanılanları nakleder. Bunlardan biri Türkçe bilmeyen bir Kürd gencinin başına gelenlerdir:“Bir gün mahkemeye karayağız bir Kürd genci getirdiler. 

Hâkimler sorguya çekti. Türkçe bilmediği anlaşılınca, hâkimler danıştılar ve delikanlının idamına karar verdiler.” Mahkemenin idam gerekçesi dehşet vericidir: “Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına…” ve Başsavcı Ahmet Süreyya, “Hemen o gece Kürd gencini götürüp astılar.” diyor.

Ahmet Süreyya anılarında, bu gencin asılmasının yarattığı etkiden kurtulamadığını da anlatır; “Dağkapı’da Yalova adlı küçük bir otel vardı.

Orada kalıyordum.

Uyur uyumaz, o Türkçe bilmeyen çocuk rüyama girerek boğazıma sarıldı ve Türkçe, ‘Niye beni bıraktın, beni idam ettirdin?’ diye tehdit etti.

Sabaha kadar bu hâl iki-üç kere tekrarladı.

Deliye dönmüştüm. Sabahleyin, mahkemeye gittim ve hâkim arkadaşlara dedim ki; ‘Birader, Türkçe bilmeyenleri asarsak tüm Diyarbekirlileri, hatta tüm Doğuluları asmamız lazım.

Biz buraya suçluları cezalandırmaya geldik.’ Rüyada başıma gelenleri onlara anlattım. Mazhar Müfit ve diğer hâkimler, ‘Sen karışma, bu bizim işimizdir.’ dediler.

Ben de savcılığımı ileri sürdüm, aramızda münakaşa ağız kavgasına kadar ilerledi.

Ben ve onlar, şifre ile durumu Ankara’ya bildirdik. Bir hafta sonra şu telgrafı aldım: ‘Ahmet Süreyya Bey, Diyarbekir İstiklal mahkemesi Başsavcısı: Gayemiz, Kürdlerin ve Kürdçülüğün kafasının ebediyen ezilmesidir. Hâkim arkadaşlarınla anlaş. Gözlerinden öperim. 
Başvekil İsmet İnönü’”
Başsavcı Ahmet Süreyya Bey’e dönemin iki numaralı adamı yani ikinci millî şefi, İsmet İnönü’nün verdiği cevap, iki şıklı yani iki yönden gündeme alınması gerekli bir husus ve günümüzde ibret alacağımız bir duruş olarak not düşülmelidir. Zira günümüz siyasetinde Kürd meselesiyle ilgili ele aldığımız ve bütün geçmiş zamana şamil olacak şekilde değerlendirilmesi ihtiyacını duyduğumuz bir gaflet ve delalet yaklaşımı ile karşı karşıyayız burada. Ne demek?

“Gayemiz, Kürdlerin kafasının ebediyen ezilmesidir.” Kürdleri kendisine düşman ettiren neden ne olabilir? Kürdlerin Müslüman bir kavim oluşları mı? Yoksa kendisinin geçmişi hakkında bölgede dillendirilen farklı bir dinden ve o dinin kavimlerinden oluşundan dolayı mıdır?

Bu konu ne tartışılmış ne de zamanımıza kadar konuşulmuştur.

Evet, Kürdçülük konusunda söyledikleri ve yakıştırdıkları bir cezayı Kürdler İslami hasasiyet ve hasletlerinden dolayı bir yere kadar hoş görmüş olabilirler, ama etnik yapıları için telgrafta yakıştırdıkları ceza, mütedeyyin Kürdler için İsmet İnönü’yü ve onun temsil ettiği siyasi zihniyeti asla affettirecek bir yaklaşım olmamış ve olmayacaktır. 

Deniz Piyade Sinan Atalay’ın öldüresiye dövülmesi nedeni, Türkçe Bilmeyişinden olmuş. 

İkinci hatıra ise oldukça yakın tarih. 

Tarih, 1994 

Yer, İzmir Foça ilçesi Deniz Piyade Taburu. 

Tabur komutanı, Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek. 

25-26 Dönem TBMM’de CHP milletvekili. 


Hani şu Millet İttifakına tavsiyelerde bulunarak, kazanmaları için terör örgütü PKK’nin siyasal kanadı HDP seçmenin vereceği oylar karşılığında bakanlık verilmesi meselesi. 

Dursun Çiçek, katıldığı bir televizyon programında, “İkinci turda HDP seçmeni Millet İttifakı’nın adayına oy verecek. Teröre bulaşmamış sicili temiz yüzlerce HDP üyesi var. PKK’yı reddeden Türkiye’de geleceğini gören insanlar var yani. Onlardan da hükumette bakan olabilir. CHP’lilerin de İYİ Parti’lilerin de tercih edebileceği sicili temiz PKK ile bağlantısı olmayan bir iki bakan vaad edilebilir. İkinci tur için söylüyorum. İkinci turda HDP seçmeni hiçbir fire vermeden Millet İttifakı’nın adayına oy verebilir” diyen zat.

HDP’nin terör örgütü PKK’nin siyasal kanadı olduğunu söylediği sözlerle adeta göz ardı etmek isteyen, eski asker ve CHP eski milletvekili Dursun Çiçek’in komutanlık yaptığı dönemde Kürt çoban Kars Göleli Sinan Atalay’ın başına gelenlere bakalım şimdi. 

Sinan Atalay, askere gelinceye kadar, hayatında doğup büyüdüğü Göle’nin haricinde hiçbir yer görmemiştir. Okula gitmediği içinde ailesinin geçim kaynağı olan büyükbaş hayvan çobanlığı yapmış, ev ile işi arasında başka bir sosyal hayatı olmayan çoban Sinan Türkçede öğrenmemiştir. 

Ama vatani görevini yapmak üzere geldiği İzmir Foça’daki taburunda, üstleriyle iletişim kurmada yaşadığı zorluklar ona görevi süreci içinde hayatını zindan ettirecek derecede zulüm görmüştür. Öylesine bir zulüm yaşamış ki orada her gün öldüresiye dayak yemiş, zavallı çoban terör örgütü PKK militanıdır düşüncesiyle Dursun Çiçek’in taburunda insanlık dışı muamele görmüştür. 

Evet İmam Taşçıer, bu anılar gibi geçmişten Ak Parti iktidarından önceki zamanımıza kadar sana binlerce hatıra buradan yazabilirim, hatta sana bu konuda Kürt ağıtlarından kendi dilimden çekilen acıları da nakledebilirim. 

Ama neye yarar? 

Ak Parti döneminde Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi

 Ahmet Türk, CHP Ak Parti’nin açılımını hazmedemedi (Aknews, 08. 09. 2009) 

Tutuklu ve Hükümlülerin yakınlarıyla ana dillerinde görüşebilmeleri yasağı kaldırıldı. 
Farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi, geliştirilmesi ve yayın imkânı tanındı 
Yerleşim birimlerine eski isimlerin iade edilmesi 
Vatandaşlarımızın çocuklarına arzu ettikleri isimleri verebilmelerinin önündeki yasak kaldırıldı.
Üniversitelerde farklı dil ve lehçelerle ilgili akademik araştırmalar yapılabilmesi kabul edildi.
Farklı dillerdeki kültürel faaliyetlere devlet eliyle destek verilmeye başlandı
Kürdçe tercüman istihdamı ve çağrı merkezlerinin kurulması gerçekleşti
Farklı dil ve lehçelerde siyasi propaganda serbest bırakıldı
Medrese mollalarının (Melelerin) devlet tarafından istihdamı başladı
Kırsalda gündelik hayat kolaylaştırıldı
Vatandaşa yönelik OHAL kaldırıldı.
Vatandaşlıktan çıkarılanlara hakları iade edildi. 


MEM Û ZÎN TİYATROSUNA YOĞUN İLGİ (Diyarbakır Devlet Tiyatrosu/Kürtçe) 

chp.png

Kaynak: https://www.rudaw.net/turkish/culture/28112018


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum