AYŞEGÜL TÜTEN

AYŞEGÜL TÜTEN

Doğru İnsanı Aramak; Ama Nasıl?

A+A-

"Herkes, doğru insanı bulmak ister,  yanılmamak için, oysa kimse uğraşmaz, doğru insan olmak için." 

Ne güzel söylemiş Freud, insanoğlu arar; güzeli arar, iyiyi arar, doğruyu arar, hep daha iyisini, hep daha güzelini hatta, ama kimse de ben ne kadar güzel, ben ne kadar iyi, ne kadar doğru kişiyim, diye dönüp bakmaz içine.

Şu bir gerçektir ki, doğru insanı bulmak doğru insan olmaktan geçer. Her şeyin hızla tüketildiği günümüzde ilişkiler de, aşklar da, dostluklar da hızla tüketilir, içi boşaltılır hale geldi, ne yazık ki.

Doğru insan yok! diye etrafta dolaşanların, kendileri ne kadar doğru insandır bilinmez. Yanlış yapmak, hataya düşmek, günaha sapmak, yoldan şaşmak elbette her insan için olasıdır. İnsan en şerefli yaratılan olduğu gibi aşağıların aşağısına da düşme eğilimindedir. Unutan olduğu kadar hatırlayandır da. Özgür olduğu kadar, mahkum, yıkan yok eden, aynı zamanda inşa eden, imar edendir. Savaş da onun eseri, barış da. Zalimdir, nankördür, cahildir. Bunların hepsidir, aynı zamanda hiçbiri. Cenab-ı hakkın yeryüzünde halifesi olmak şerefi de yine Ademoğluna aittir.

 

Tüm bu hasletleri ile insan kendi kaderinin ressamıdır. 

O nedenle ey insan! Başka tablolara başka hayatlara müdahale etmek yerine kendine çizilebilecek en güzel, en kusursuz tabloyu çiz, sana bahşedilen bu ömrü gururla yaşa ve alnı ak bir şekilde huzuru ilahiye varma gayretinde ol!

 

Bu demek değildir ki; hataların olmayacak, ayağın takılmayacak, tökezlemeyeceksin. Belki de çok çok daha fazlasını yaşayacaksın. Pes etmediğin, vazgeçmediğin, en önemlisi de yaradana güvenmeyi ihmal etmediğin müddetçe, tekrar tekrar ayağa kalkar, defalarca affedilir, küllerinden yeniden doğabilirsin.

Düştüğünde ayağa kaldıran, yoldan çıktığında hidayet bahşeden Rabbin seni hiçbir vakit unutmaz, yalnız, kimsesiz ve başıboş bırakmaz. Sen yeter ki doğruya meylet, doğruyu arzula, bunu kendine şiar edin. Şunu unutma ki başkalarının doğrularından değil, kendi doğrularından sorumlu tutulacak, hesaba çekileceksin.

 

Evvela, yargılamayı bırak sevgili insan! Çünkü kimsenin hayatını yaşamadın, bilmiyorsun. Sen sadece kendi hayatının başrol oyuncususun, diğerlerinde ise sadece figüran, yalnızca konuk oyuncu olarak var olacaksın.

 

Mevlana'ya atfedilen bir söz ne de güzel izah eder bu durumu (bir Kızılderili atasözü olduğu da söylenir);

 

"Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin..."

 

En çok düştüğümüz hatalardan biri, ne yazık ki; açık aramak, kusur bulmak, yargılamak, hüküm vermek, hatta elimizden gelse cezasını da biz keseceğiz. Bir anlamda, tabir yerindeyse tanrıdan rol çalma çabasındayız her birimiz. Oysa, O bizlere kusur örtmeyi (gece gibi), çok büyük bir cürüm ve ciddi delilleri olmadıkça görmezden gelmeyi, günahı, hatayı yaygınlaştırmamak ve meşrulaştırmamak adına örtbas etmeyi salık verirken, bizler aksine hem insanları rencide ediyor hem de kusurları ifşa ediyoruz.

Oysa tüm bunlar;  kişiyle Rabbi arasındadır. Bize düşense; sadece dua etmek, Allah'a havale etmek, hüsn-ü zanda bulunmaktır.

 

Had bilmek, haddini bilmek en sevdiğim ifadelerdendir, herkesin hadsizleştiği şu dünyada. 

 

"Nefsini bilen kendini bilir, 

kendini bilen haddini bilir, 

haddini bilen Rabbini bilir."

 

İrfan bu demek, arif olmak bu olsa gerek.

 

Yunus'un da dediği gibi; "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır."

 

Tanrıcılık oynamamak, bilip bilmeden yargılamamak, başka düşüncelere de tahammül edebilmeyi öğrenmek, belki de modern çağ insanın sekülerizmle, dünyevileşme ile mücadelesinin esasını oluşturacaktır. 

Çok klişe bir betimleme vardır ya; herkes kendi evinin önünü süpürürse, sokak temizlenir ve akabinde dünya... 

Her ne kadar klişe de olsa bir o kadar manidar ve basit bir gerçektir.

 

Kimse, sınanmadığı imtihanın masumu değildir. Bunu bilir, bunu şiar edinirsek başka hayatlara, başka senaryolara o kadar da tahammülsüz davranmayız sanırım. Empati yeteneğimizi kaybettik, tahammül sınırlarımızı yitirdik, oysa insan olmanın asgari şartı, belki de başkasının hayatına saygı duymak, irdelememek, kusur aramamak en önemlisi de bizim gibi düşünmeyenlere tahammül edebilmekti.

 

Hülasa güzeli arayan çirkin olmak yerine aranan güzel olmayı seçmedikçe, insan olma yolculuğunda doğru adımlar atamaz, yeterince olgunlaşmış sayılamayız. 

İnsanoğlu sosyal bir varlıktır. Sosyal hayatın bir gereği olarak da aile kurma,arkadaşlık, dostluk inşa etme eğilimindedir, Bu nedenle hep arar,  'aramakla bulunmaz belki, ama bulanlar arayanlardır' paradoksunca pes etmez hep arar. 

Ama listesini oluştururken, bir başka arananlar listesinde kendisinin de olduğunu unutmamalıdır. Tüm bunlar bize, aranan güzel olma, doğruyu bulma, doğru kişi olma yolunu açacaktır. İşte o zaman, güzeli arama hakkına haiz olacağız. 

Ne yazık ki herkes birini bulur, lakin çok azı birbirini bulur. 

 

Şu da bir gerçektir ki; "Ehline denk gelmeyen herşey ziyan olur, can da inci, mercan da..."

 

Kıymet bilenlerden, kıymetli olanlardan, kıymeti bilinenlerden olmak duasıyla...

Önceki ve Sonraki Yazılar